Miami Vice

TARİH:  8 Eylül 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

Orijinal Adı: Miami Vice Yönetmen: Michael Mann Oyuncular: Colin Farrel, Jamie Foxx, Li Gong Tür: Aksiyon / Suç Yapım: ABD

‘Mayami Vays’ be 

80’lerde çok popüler olan aynı adlı diziden uyarlanan ‘Miami Vice’, dizinin yapımcıları arasında yer alan Mic hael Mann’ın imzasını taşı yor. Miami Polis Teşkilatı’nda görevli gizli polisler Sonny ve Ricardo, bir uyuşturucu şebekesine karşı yapılan operasyonda istihbarat sağlayan bir arkadaşlarının ailesinin ve iki federal ajanın öldürülmesiyle, kendilerini yeni bir maceranın peşine bulurlar. İzler, onları Kolombiya merkezli bir uluslararası kaçakçılık ağına götürür. Bu tehlikeli dünyada işler her zaman bekledikleri gibi gitmeyecektir… 

Ölüm Çıkmazı

TARİH:  11 Ağustos 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

Çıkmazda bir film

Orijinal Adı: See No Evil Yönetmen: Gregory Dark Oyuncular: Kane Michael J. Pagan, Christina Vidal, Türü: Korku Ülke: ABD 

Baştan söyleyelim: Çok kötü bir ‘Ölüm Çıkmazı’. Ama bir film çok kötü olunca bazen bir sınırı aşıyor ve seyrettiğiniz aptallık eğlendirici olmaya başlayabiliyor. 

Diyaloglar o kadar saçmalaşabiliyor ki gülmekten başka yapacak bir şey kalmıyor. “Ölüm Çıkmazı’ kimi zaman işte böyle bir eğlence sunuyor izleyicisine. Ama bu komikliği de fazla abartmayalım. Ölüm Çıkmazı’nın asıl sunduğu ise kan, kan ve kan… 

Filmin anti-kahramanı Lester (Kane) adlı bir psikopat. Lesteri, cinselliği üzerinde korkunç bir dinsel baskı uygulayan annesi manyaklaştırmış. 

Lester de almış baltayı eline, başlamış kesmeye ya da tırnaklarıyla göz oymaya. Film sitesi imdb’de tam 9 sayfa okuyucu yorumu var Ölüm Çıkmazı üzerine. 

Kimi çok beğenmiş, kimi hiç beğenmemiş. 

Asıl enteresan olan bu kadar çok ilgi görmesi bu sadist filmin. 

Yoksa World Wrestling Entertainment’in (Dünya Güreş Gösterileri) yapımcılığını üstlendiği bir filmi sinema sanatı açısından ciddiye almanın bir manası yok. 

Fedai

TARİH:  1 Eylül 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

Garp cephesinde asayiş berkemal 

Orijinal Adı: The Sentinel Yönetmen: Clark Johnson Oyuncular: Michael Douglas, Kiefer Sutherland, Martin Donovan Türü: Gerilim, macera Ülke: ABD 

Hollywood’dan bir propaganda filmi daha. 200 yıllık başkanlık kurumunu tehlikeye atacağına ölmeye hazır başkanlar, 140 yıllık tarihinde içinden tek bir hain bile çıkmamış istihbarat teşkilatları… Bir gençlik hatası sonucunda paçasını KGB’ye kaptırmış olan “hain” ajanın bile aslında son derece onurlu biri oluşu… Ama elbette başkanlar, eşleri ve ajanlar da insan, hele aşk söz konusuysa. Dolayısıyla first lady’ler eşlerini aldatabilir, süper ajanlar korumakla yükümlü oldukları başkanlarının eşleriyle yatabilirler. Bireyler hatalar yapabilir ama kurumlar dimdik ayaktadır. 

Son yıllarda başkanların ya da CIA’nin yetkinliği konusunda kafalarda şüpheler uyanmışsa da, telaşa mahal yoktur. Beyaz Saray’daki kadınların mutsuzluğu dışında aksayan bir şey yok Batı Cephesi’nde, gönlümüzü ferah tutabiliriz. 

Gerçek hayatında da cinsel dürtülerini bastırmakta zorlandığını ve bu konuda tedavi gördüğünü bildiğimiz Michael Douglas, başkanın karısıyla yatan CIA ajanı Pete Garrison’ı oynuyor. Kiefer Sutherland ise zaten “24”e birçok açıdan benzeyen “Fedai”de David Breckinridge adlı “24”ün Bauer’inin benzeri başka bir ajanı canlandırıyor. Breckinridge, Garrison’un karısıyla yattığından şüpheleniyor her nedense. Rolü Michael Douglas oynadığı için olsa gerek. Oysa Garrison’ın aklı fikri First Lady Sarah Ballentine’da (Kim Basinger). 

Bilmemnere-istanlı birileri de belirsiz bir nedenden dolayı Amerikan Başkanını öldürmek niyetindedirler. CIA içinden de bir köstebekleri vardır. Garrison’ın Bayan Başkanla yatıyor oluşu, köstebek olduğu şüphesine neden olur. Sonrası kaçma kovalamacadan ibaret. Bir de 60 yaşını aşmış birinin (Douglas 44 doğumlu) bu kadar fiziksel güç gerektiren bir görevde nasıl durduğu sorusu film boyunca akılları kurcalar. 

Yüreğimdeki Canavar

TARİH:  11 Ağustos 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

Giovanna başrolde 

Orijinal Adı: La Bestia nel Cuore Yönetmen: Cristina Comecini Oyuncular: Giovanna Mezzogiorno, Alessio Boni, Stefanio Rocca Türü: Dram Ülke: İtalya, İngiltere, İspanya, Fransa 

Ferzan Özpetek’in unutulmaz filmi ‘Karşı Pencere’de rol alan kadın oyuncu Giovanna Mezzogiorno ile dikkat çeken Yüreğimdeki Canavar filmi, Sabina üzerine odaklanıyor. Bir süredir kâbuslar gören Sabina hamile olduğunu öğrendiğinde, iç dünyasına bir pencere açılır. Çocukluğu, ailesi, çetin ama güven verici, orta sınıf bir yetişme süreci… 

Ama bu sadece yüzeyde… Derinliklerinde, Sabina’nın iç dünyasında karanlık ve rahatsız edici bir şeyler kabarır. Bu arada filmin İtalya’dan 2006 yılının en iyi yabancı film Oscar adayı olarak gösterime sunulduğunu belirtelim. 

Uçuş 93

TARİH:  1 Eylül 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

Kahrolsun terör, yaşasın terör 

Orijinal Adı: Flight 93 Yönetmen: Paul Greengrass Oyuncular: Christian Clemenson, J.J.Johnson, Polly Adams Türü: Dram Ülke: Fransa, İngiltere, ABD 

‘Uçuş 93’ filmi, ne 11 Eylül olayına, ne de intihar bombacılarının ruh durumuna iniyor. 

Filmin yapabildiği tek şey var: 11 Eylül sonrası şiddeti ‘meşrulaştırıyor’ 

Eylül 2001’de dört uçak kaçırılmış, üçü hedeflerini vurmuştu. Bunlardan Pentagon’u vuran pek hatırlanmaz ama Dünya Ticaret Merkezi’nin (DTM) iki kulesini vuranlar herkesin hafızasına çakıldı kaldı. Dördüncü bir uçak ise hedefine ulaşamadan düştü. ‘Uçuş 93’ bu ölüm seferinde yaşananları temel alıyor ama dışardaki gelişmelere de yer veriyor. Mürettabatın ve yolcuların aileleriyle kurdukları iletişim önemli yer tutuyor. Ayrıca havayolu şirketi ve resmi yetkililerin çabaları da görüntüleniyor. 

Dördüncü uçağı kaçıran El Kaide militanlarının başarısızlığı yolcuların direnişiyle açıklanıyor. Yolcular kaçırıldıklarını anladıkları sırada DTM’nin iki kulesinin vurulduğu haberleri geliyor. Aileleriyle iletişim kuran yolcular, sonlarının benzer olacağını anladıklarında uçağın kontrolünü ele geçirmeye çalışıyorlar. Bu mücadele sonunda uçak hedefine varmadan düşüyor. 

Filmin yönetmeni Paul Greengrass’i “Kanlı Pazar” adlı Altın Ayı ödüllü filmin den tanıyoruz. Greengrass’in iki filmi arasında hem konu hem üslup açısından büyük benzerlikler var. “Kanlı Pazar” Kuzey İrlanda tarihinde önemli bir günü, bir dönüm noktasını ele alıyordu. Barışçı bir gösteri İngiliz Ordusu’nun ve hükümetinin terörüyle karşılaşıyor, 27 sivil asker kurşunlarıyla vuruluyor, bunların 13’ü ölü yordu. Sonuçta barışçı çözüm yanlıları değil, şiddet yanlısı IRA güçlenmiş olarak çıkıyordu Kanlı Pazar’dan. 

“Uçuş 93” de bir dönüm noktası olan 11 Eylül’ü ve yine bir terör eylemini konu alıyor. Teröre maruz kalan taraf yine masum siviller ama eylemci koltuğunda emperyalist bir devlet oturmuyor bu kez. Emperyalist devlet belki müdahale etmede biraz beceriksiz ama o kadar, olayların oluşumundaki rolü filmde sorgulanmıyor. IRA’nın Kanlı Pazar sonrasındaki tavrı nasıl anlaşılırsa, ABD’nin 11 Eylül sonrası tavrı öyle anlaşılır demeye getiriyor sonuçta “Uçuş 93”. 

Tamam hepimiz gördük, ama neyi?

Çünkü Greengrass’in seçtiği yöntem başka bir anlamın çıkmasına olanak vermiyor. “Uçuş 93″ü seyrettikten sonra kendimizi hiçbir biçimde daha aydınlanmış hissetmiyoruz. Ne 11 Eylül’ü doğuran etkenler konusunda ne de 11 Eylül sonrasında olanlar hakkında bir nebze dahi daha fazla bilgi sahibi olmuyoruz. Yönetmen neden-sonuç ilişkileriyle ilgilenmiyor. İntihar eylemcilerinin psikolojisi ya da saikleri de irdelenmiyor. Hiçbir karakter akılda kalıcı bir yer edecek kadar tanıtılmıyor. Seyirciye sadece oradaymış hissi yaşatılıyor. Bu da “doküdrama” da denilen (dokümanter ve drama kelimelerinden türetilmiş bir sözcük) bir üslupla sağlanıyor. Ken Loach’ın da sevdiği bu üsluba her zaman tepki duymuşumdur. Kamera sanki olay anında orada bulunan amatör bir kameraman tarafında kullanılıyor gibidir bu üslupta. Kararsızdır, bir ileri bir geri zoom yapar, sallanır, odaklandığı kişileri engellerden dolayı çerçevelemede zorlanır. Amaç seyirciye gerçeği naklen seyrediyormuş yanılsamasını yaşatmaktır. Bu tavrı ahlaksızca buluyorum çünkü seyrettiğimiz bir belgesel değilse, belge sel taklidi yapmamalıdır. Bu konuda söylenecek şey bitmez aslında ama uzatmanın da bu bağlamda çok manası yok. 

Sonuçta olayların akışında filmin kahramanları gibi sürüklenen seyirciye beklenen reaksiyonları vermekten başka yapacak bir şey kalmaz. Sadece duyguları harekete geçmiştir, olaylara belli bir mesafeden bakması ve düşünmesi için bir şey yapılmamıştır. 

Evet, doğru, “Uçuş 93” sloganlar atıp, d bağırıp çağırmıyor ama ne fark eder? 

Sonuçta başta Bush olmak üzere Amerika’nın en sağcı isimleri filme niye sahip çıktı diye sormak lazım. Bence cevabı açık: 

“Uçuş 93” ABD’nin 11 Eylül sonrası şiddetini meşrulaştırıyor. 

Şunu da bir kişisel not olarak ekleyeyim: 11 Eylül eylemlerini lanetliyorum. 

Hiçbir biçimde masum insanların öldürülmesini anlayışla karşılamam söz konusu olamaz. 

Nabız

TARİH:  8 Eylül 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

Bu filmin nabzı zayıf 

Orijinal Adı: Pulse Yönetmen: Jim Sonzero Oyuncular: Kristen Bell, Ian Somerhalder, Christina Millan Tür: Gerilim, Korku Yapım: ABD 

“NABIZ’ bir Japon korku filminin yeniden çevrimi. Ve eğer Japonlar bu tür filmler çevirmeye ve dolayısıyla Hollywood’u beslemeye devam ederlerse kendilerine ciddi bir “Garez” beslemeye başlayacağım. “Kayıp Çağrı” ya da “Halka”da olduğu gibi bu filmde de iletişim araçları kötülüğün yayıldığı mecralar rolünde. Bu kez cep telefonları ve internet insanların ruhlarını emen hayaletlerin dolaştığı kanallar. Sonuna kadar seyretmeye dayanamadığım yerli filmimiz “Dabbe”de anlaşılan “Nabız”dan esinlenmiş. Cep telefonları ve internetin insan ruhuna zararları üzerine ciddi bir tezi falan yok ama filmin. Teknolojiden ve şehir hayatından duyulan korkudan beslenen ama bu konularda söyleyecek orijinal bir sözü de olmayan bir film “Nabız”. Ruhları kötü yaratıklarca ele geçirilenlerin kiminin küle dönüşmesi, kiminin intihar etmesi, kiminin de duvarın içine emilmesi gibi gariplikleri de var filmin. Kafa yormaya değmez. 

Arabalar

TARİH:  15 Eylül 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

Başarının sırrı nerde? 

Orijinal Adı: The Cars Yönetmen: Jon Lasseter Oyuncular: (seslendirenler) Owen Wilson, Paul Newman, Bonnie Hunt Türü: Animasyon, komedi Ülke: ABD 

Arabalara meraklı erkek çocuklar için muhtemelen ideal bir film ‘Arabalar’ Çünkü bu filmde bütün kahramanlar (başka bir kelime bulamadığım için üzgünüm) arabalardan oluşuyor. 

Gerçi eleştirmenlerin de büyük bölümü ‘Arabalar’ı çok beğendiğine göre filmin cazibesi erkek çocuklarla sınırlı değil. Arabalara hiçbir zaman meraklı olmadığımdan belki de ben sözünü ettiğim gruba dahil olamadım. Ama tek nedeni bu değil: “Arabalar”ın ne yardan ne serden vaz geçen bir felsefelesi var. 

Film diyor ki: “Başarı ve birincilik peşinde koşmayın ki başarılı ve birinci olun”. Yani ne yardan ne serden vazgeçiyor. Hırslı bir yarış arabası, bir yarışa katılmak için Los Angeles’a giderken kendini küçük bir kasabada buluyor. Orada arkadaşlığın önemini öğreniyor. Ve evet, sonunda daha da başarılı oluyor. Ne güzel! 

Duygudan da Öte

TARİH:  22 Eylül 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

Kasım’ın en zor kararı 

Orijinal Adı: A Fond Kiss Yönetmen: Ken Loach Oyuncular: Atta Yaqub, Eva Birthisle Türü: Romantik Dram Ülke: İngiltere, Belçika, Almanya, İtalya, İspanya

Ken Loach, ‘Duygudan da öte’ filminde, bildik bir temayı her zamanki toz pembe renklere bürümeden, kendi rengini katarak anlatıyor. 

‘Duygudan da Öte’ son yıllarda soyunun tükenmeye başladığını sandığımız yaratıcı adlandırmalardan biri. Filmin orijinal adı ise ‘tatlı bir öpücük’ gibi basit bir anlama geliyor. Kısacası kafanızı “duygudan da öte ne ola ki?” diye yormayın. Film daha başka şeylerin yanı sıra gayet aşina olduğumuz ve “Romeo ve Jülyet’ten beri sık sık sinemalarda karşılaştığımız insan duygularından söz ediyor. Yani farklı yerlere ait olan insanların aşkı ve çevresel baskılara karşı direnmesi filmin konusu. Bildik bir tema ama Ken Loach yine de kendinden bir şeyler katmasını biliyor. 

Filmin kadın kahramanı Roisin (Eva Birthisle) sözleşmeli olarak bir lisede müzik öğretmenliği yapıyor ve bir gün kadroya geçmeyi umuyor. Çalıştığı okul bir devlet okulu ama Katolik Kilisesi’ne de bağlı. Yani rahipler okul yönetiminde söz sahibi. 

Casim (Atta Yaqub) ise Pakistan göçmeni bir ailenin oğlu. Akşamları bir klüpte dj’lik yapıyor. Casim’in (bildiğimiz Kasım ismi aslında) küçük kız kardeşi Tahara (Shabana Bakhsh), Roisin’in ders verdiği Katolik lisesinde okuyor. Irkçı sataşmalara karşılık vermeye çalışan küçük kız kardeşini korumak ve kavga etmesini önlemek için okula giren Casim burada Roisin’le (Roşin okunuyor) tanışıyor. Ve kısa sürede ikili arasında aşk başlıyor. Ama Pakistan kökenli olmak Britanya’da kolay bir şey değil. Britanyalıların kendilerini hep dışlayacağını düşünen (ki bu dışlanmanın azalacağına 11 Eylül’den sonra daha da arttığı malum) Casim’in ailesi ve özellikle babası oğlunun böyle bir ilişkiye girmesine şiddetle karşı çıkıyor. Cemaatin ancak sıkı bağlarını korursa ayakta kalabileceği fikrini sadece bir geri kafalılık olarak sunmuyor Ken Loach. Bu tutuculuğu onaylamamakla birlikte bu anlıyor ve anlaşılır kılıyor. Öte yandan Roisin de okulunun Katolik rahibiyle “papaz” oluyor. Çünkü rahip bir Müslümanla evlilik dışı bir ilişki sürdüren Roisin’in kadroya alınmasına karşı çıkıyor.

Dahası Casim’la Roisin’in aşkı Casim’in büyük kız kardeşi Rukhsana’nın (Ghizala Avan) izdivaç hayallerini de yıkıyor çünkü Pakistanlı cemaat aileyi dışlamaya başlıyor. Casim’la evlenmesi planlanan bir kızcağız da var bu arada. İşler karşıyor kısacası. Casim’a şu soruyu soruyor Rukhsana: “Kısa bir süre sonra bitecek bir aşk için bütün bunları yıkmaya değer mi: Modern ve sinik izleyici pek alâ biliyor ki artık aşkların ömürleri uzun değil ve sevgililer kavuştuktan sonra ilelebet mutlu yaşamıyorlar. 

Ama yine de aşka bir şans tanımazsa Casim’in hiçbir zaman kendisi olamayacağını da gayet iyi gösteriyor Loach. Kısacası bildik bir temayı her zamanki toz pembe renklere bürümeden, kendi rengini katarak anlatıyor son Cannes Festivali’nin birincisi yönetmen. 

Clic

TARİH:  22 Eylül 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

İcadın böylesi

Orijinal adı: Clic Yönetmen: Ffrank Coraci Oyuncular. Adam Sandler, Kate Beckinsale, Christopher Walken Türü: Fantastik-Komedi Ülke: ABD 

Evli ve iki çocuklu bir baba olan Micheal; yoğun çalışma temposu yüzünden karısı ve çocuklarına bir türlü vakit ayıramamaktadır. Yine yoğun geçen bir günün sonrası eve geldiğinde o kadar yorgundur ki hangi kumandanın televizyonu açtığını bir türlü bulamaz ve sinir olur. Hayatını biraz olsun kolaylaştırmak için evdeki bütün teknolojik araçları kontrol edebilecek tek bir uzaktan kumanda bulmaya karar verir. İcat ettiği kumanda, hayatını beklediğinden de kolaylaştıracaktır. 

Kardan Adamlar

TARİH:  22 Eylül 2006

GAZETE/DERGİ: Birgün

Kara çizilen görüntüler 

Yönetmen: Aytan Gönülşan Oyuncular: Hazım Körmükçü, Ogün Kaptanoğlu Türü: Dram Ülke: Türkiye 

Kardan Adamlar bir iş için yola koyulan ve kaybolan iki iş adamının hikâyesini anlatıyor. Klasik bir gelişme izliyor öykü. Bildikleri yoldan sapmak ve kullandıkları 4 çekerin olanaklarının tadına varmak istemek filmin kahramanlarının başını belaya sokuyor. Araç kara saplanıyor, derken aralarında tartışma çıkıyor. Karakterler bir de yoldan uzaklaşmak gibi vahim bir hata işleyince karlı ormanın içinde kayboluyorlar. Tabii tartışıyorlar, kavga ediyorlar, üşüyorlar, acıkıyorlar, ateş yakmak için uzun uzun uğraşıyorlar. Zor koşullarda insanların ilişkilerini incelemek gibi bir derdi varsa da filmin bunu etkili bir biçimde yapamıyor. Her tarafları suyun bir biçimi olan karla kaplı insanların, akan bir suyla karşılaştıklarında çölde susuz kalmış gibi davranmaları ve kaygısızca buz gibi bir havada suya girmekte çekinmemeleri gibi mantığı zorlayıcı sahneleri de var filmin. Kardan Adamlar sinemadan çıktıktan sonra güneşe maruz kalmışlar gibi eriyip hızla çıkıyor hafızamızdan. 

© 2020 -CuneytCebenoyan.com