TARİH:  27 Mayıs 2005

GAZETE/DERGİ: Birgün

Ülkücü mafyanın peşinde 

‘Kurtlar İmparatorluğu’ vaatkâr başlangıcından sonra fena dağıtıyor açıkçası 

Orijinal adı: L’Empire des Loups Yönetmen: Chris Nahon Oyuncular: Jean Reno (Jean-Louis Schiffer), Arly Jover (Anna Hevmes), Jocelyn Quivrin (Paul Nerteaux), Laura Morante (Mathilde Wilcrau) Türü: Aksiyon – Macera Ülke: Fransa 

Ülkücü mafyanın (mafyanın ülkü sahibi olması kavramsal olarak mümkün değilse de) konusunda önemli yer tuttuğu bir filmi merak etmemek imkânsız. Üstelik film Paris’in Türk mahallesi, İstanbul ve Kapadokya’da geçiyorsa. Hemen söyleyelim “Kurtlar İmparatorluğu” bir hayal kırıklığı. Kapadokya zaten Fransızlar için mecburi istikamet gibi bir şey. “İbrahim Bey ve Kuran’ın Çiçekleri” de orayı ziyaret etmişti. Türkiye’ye turist gözüyle bakmanın ötesine geçememenin bir kanıtı olarak görebiliriz Kapadokya’nın mekân olarak seçilmesini Kendilerinden bu kadar etkilenmiş, yabancı kelimeleri hâlâ Fransızca söylenişiyle kendi diline katmaya devam eden (örnek: İngilizce telaffuzuyla “dicitıl” değil Fransızlar gibi “dijital” diyoruz) bir ülkeye bu kadar Fransız kalmak, bu deyimin de ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. 

Oysa film fena başlamıyor. Kimlik bunalımında bir kadın var. Anna Heymes (Arly Jover). Kocasını tanıyamıyor, hafızası ona ihanet ediyor. Kadın kendi gerçeğini ararken, polis de kaçak Türk kadın işçileri öldüren bir seri katilin peşine düşüyor. Soruşturmayı yürüten genç komiser Paul Nerteau (Jocelyn Quivrin), karanlık geçmişi nedeniyle ıskartaya çıkartılan “Türk mahallesi” uzmanı polis Shiffer’den (Jean Reno) yardım istiyor. Shiffer hani şu bildiğimiz faşist polislerden ama tabii ki vahşi yöntemlerini hayat haklı çıkaracaktır. Shiffer hemen, hep “bu adamlar” diye söz ettiği, onları anlamak için “yağlı sandviç”lerinden tıkındığı, “inançları”yla dalga geçtiği Türklerin mahallesine dalar. Çünkü uyuşturucudan, insana her tür kaçakçılığı yapan ülkücü mafyanın kokusunu almıştır. Filmin hikâyesini pek açık etmemek gerekiyor yoksa filmi seyretmenin hiç anlamı kalmaz. Ama Kapadokya’da geçen bölümler trajik derecede başarısız. Ülkücü mafya, Ninja Kaplumbağalar mı desem Peşmerge mi desem acayip bir kılık içinde. Nemrut dağındaki heykellerden biri “Zardoz” un taş tanrısını hatırlatır bir biçimde Kapadokya’ya konuşlanmış. Ona tapıldığı izlenimini veriyor. Hele ülkücü katilin kurbanları üzerinde heykeltıraşlık sanatı icra etmesini bir yerinden tutmak mümkün değil. “Kurtlar İmparatorluğu” vaatkâr başlangıcından sonra fena dağıtıyor kısacası. Ülkücü mafyanın pisliklerini sergilerken Fransız polis Shiffer’in faşizan yöntemlerini onaylayan bir konuma düşmesi de yaratıcılarının değer karmaşasını gösteriyor. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2020 -CuneytCebenoyan.com