TARİH:  11 Şubat 2005

GAZETE/DERGİ: Birgün

Kadınların bedensiz bir kafaya aşık olma

Kadınların bedensiz bir kafaya aşık olma potansiyeli, erkeklerin kafasız bir bedene aşık olma potansiyelinden daha mı yüksek acaba? “İçimdeki Deniz”in bu soruyu gündeme getirmek için yapılmadığı gerçeğini belki de hiç gereği yokken saptayarak daha karanlık sulara, filmin asıl meselesine dalalım. 
“Yaşamak bir haktır ama mecburiyet değildir” diyen, ötenazi hakkı için mücadele eden, boynundan aşağısı felçli Ramon Sampredo’nun (Javier Bardem) hayatının son dönemini konu alıyor “İçimdeki Deniz”. Yakışıklı bir gemici olan Ramon, 26 yaşındayken suyun alçalıp yükselmesini hesap etmeden denize balıklama atlar. Aklı o sırada bir kadındadır, dalgındır. Ama bu dalgın dalışın bedeli “o anda ölmeliydim aslında” dedirtecek kadar ağırdır. Ramon belkemiğini kırmıştır; artık vücudunun boynundan aşağısı ona ait değil gibidir, uzuvlarını ne kontrol edebilir ne de bir şey hisseder. Başkalarının bakımına muhtaçtır ki bu açıdan Ramon şanslı sayılabilir. Ağabeyi, onun karısı ve oğulları Ramon’a mümkün olan en iyi şekilde bakarlar. Yine de Ramon bu tarz bir hayatı onursuzca bulur ve ölme hakkını almak için elinden geleni yapar. İntihara teşebbüs bir suç olmadığına ve bu girişimde bulunanlar cezalandırılmadığına göre, Ramon’un ölme isteğine yardımcı olunması da suç sayılmamalıdır. Ramon başkalarının yardımı olmadan intihar bile edememektedir.


Ama mesele o kadar çetrefil bir meseledir ki… İşin dinsel, hukuksal yanlarını bir kenara bırakalım. Ramon yalnız yaşamamaktadır, onu seven insanlarla birliktedir. O insanlar Ramon’un ölümüyle sevdikleri birini kaybedeceklerdir. Bu kayıp intihar şeklinde olursa bir de bunun üzerine kaçınılmaz bir şekilde suçluluk duygusu eklenecektir. Bu da yetmedi, Ramon onlardan yardım istemektedir. Yani yaşayacakları acıyı kendilerinin yaratmalarını istemektedir onlardan.
Ama Ramon da bedeninin kontrolünü ele geçirmek istemektedir ve bunun tek yolu onu yok etmekle olacaktır. Bedeni Ramon”a göre “en özel, en meşru mülkiyetidir”. Doğru ama bir din adamı da şöyle demiş: “Ramon’un gerekçelerini yetersiz buluyorum. İşi, bedenin kişinin özel mülkiyeti olduğunu iddia etmeye kadar vardırıyor. Beden ne bir şirkettir, ne de bir banka hesabı.” 


İntihar etmeye çalışan kişinin ne kadar haklı gerekçeleri olursa olsun, insani refleks onu engellemek yönünde. Yönetmen Alejandro Amenabar anlaşılabilir gerekçelerle Ramon’un aşağılanma duygusunu, bedensel acılarını çok yansıtmamış perdeye. Ramon, gerçek hayatında filmde gördüğümüzden çok daha fazla kadınla çevriliymiş. Amenabar’ın dediklerine göre Ramon’un davasını üstlenen avukat Julia (Belen Rueda) karakteri gerçek bir kadını yansıtmaktan çok Ramon’a aşık olan kadınları sembolize eden bir tür bileşke imiş. Filmde, Julia’dan başka bir aşığı daha var Ramon’un, o da işsiz ve kendi problemlerini başkalarına boca etmeye hazır Rosa (Lola Duenas). Rosa da bir bileşke mi, bu konuda bir şey yazmıyor basın notları. Ama Ramon’a aşık birden fazla kadın var, bu kesin (bakınız baştaki soru). Ramon’un bu kadar sevgiyle ve ilgiyle çevriliyken, ölme isteğinde inat etmesi açıkçası sanki davaya ihanet etmeme isteği gibi gelmeye başlıyor insana. Tabii, ne desek boş ve manasız. Hayat, onun hayatı.


İspanyol sinemasının en iyi yönetmenlerinden biri olduğunu “Diğerleri” ve “Aç Gözlerini” ile kanıtlayan Amenabar filmin acıklılık dozunu doğru ayarlamış. Ama Bardem’in çok iyi oyunculuğuna rağmen filmde bir şeyler eksik. Ramon’un hayallerinde uçarak Julia’nın yanına gitmesi ve sevişmeleri, inanılmaz dokunaklı. Bir öpüşme, bir dokunma bu kadar güzel çekilebilir denilen türden sahneler bunlar. Keza Ramon’un denize atladığı sahne çok etkileyici. Ama filmin bütününde bir yüzeysellik var. Karakterler yerlerine tam oturmuyor, ötenazi hakkı sorunu yakıcılığını nedense çok hissetiremiyor. Ve filmin sonunda, yazının başındaki gereksiz soru akılda kalan tek soru olabiliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2020 -CuneytCebenoyan.com