TARİH: 25 Şubat 2005
GAZETE/DERGİ: Birgün
Bütünüyle kuşkudayız
FİLMİN KÜNYESI :Canım Babacığım (Capturing The Friedmans) Yönetmen: Andrew Jarecki Türü: Belgesel Ülke: ABD
Kitle psikolojisi, babalar ve oğullar, adalet sisteminin işleyişi, Canım Babacığım’ın düşündürdükleri…
Canım Babacığım”ı seyrederken başka filmler geçiyor insanın aklından: Gerçeğin ne kadar uçucu, ne kadar elle tutulması zor bir şey olduğunu anlatan Kurosawa başyapıtı “Rashomon”, 17. yüzyıl Amerika’sında cadı avını anlatan “Cadı Kazanı”, David Lynch’in banliyö hayatının röntgenini çektiği “Mavi Kadife”.
Friedman’lar görünüşte mutlu, müreffeh bir Amerikan ailesi. Baba Arnold Friedman hem bir lisede hem de evinde dersler veren bir öğretmen. Anne Elaine ve üç erkek çocuk ya da üç genç (büyükten küçüğe) David, Seth ve Jesse ailenin diğer fertleri. Posta idaresi bir gün baba Arnold’un Hollanda’yla çocuk pornosu alışverişinde bulunduğun keşfeder. Çocuk pornosuyla ilg liyse ve çocuklara evinde özel ders veriyorsa daha başka şeyler yapmış da olabilir düşüncesinden hareket eden polis Arnold’un ders verdiği bütün çocukları sorgular. Bu sorgulamalar tam bir cadı avına dönüşür. Fiziksel kanıt bulunamaz, iddialar saçmalık derecesinde abartılıdır ve büyük ihtimalle çocuklar detektiflere duymak istediklerini söylemişlerdir. Ama cemaat histerisi başlamıştır ve kurban istemektedir. Baba Arnold ve küçük oğul Jesse Friedman’ın çok sayıda çocuğa şiddet uyguladığı ve tecavüz ettiği kanısı hakim olmuştur cemaate.
HOMOFOBİK REAGAN DÖNEMİ
İddialar saçmadır saçma olmasına ama Friedman’lar da sağlam pabuç değildir. Tam onlara acır gibi olduğumuzda karşımıza karanlık bir başka yüzleriyle çıkarlar. Bütün bu olaylar sırasında kardeşlerin büyüğü David yaşadıklarını filme, küçük kardeş Jesse de teybe kaydeder. Seyrettiklerimizin önemli bir bölümünü bu ev filmleri oluşturur. Ve bu filmler Friedman ailesinin dağılışını saptar. Anne Elaine eşinin masumiyetine inanmaz ve kardeşler tarafından dışlanırken baba Arnold ve Jesse’ye hapis yolu gözükür. Yönetmen Andrew Jarecki filmin akışı boyunca birçok kez bizi tam bir şeye inanmışken öyle başka bir gerçekle karşılaştırır ki kendimizi bütünüyle kuşkuda hissederiz. Baba Arnold küçüklüğünde kardeşi Howard’a tecavüz et mis midir. Jesse’yle arasında neler yaşanmıştır. Jesse ne kadar suçlu ne kadar masumdur vs… O kadar çok şey görmemize rağmen bildiklerimiz yine de o kadar az ki. “Canım Babacığım” bu yıl ya da herhangi bir yıl seyredebileceğiniz en ilginç, en çarpıcı belgesel filmlerden biri. Kitle ya da cemaat psikolojisi, aile ve evlilik, bastırma mekanizmaları, babalar ve oğullar, adalet sisteminin işleyişi, suçluluk duygusunun etkileri filmin düşündürttüğü başlıklardan sadece bazıları. Son olarak Friedman’lerin davasının homofobik Reagan dönemine denk geldiğini ve bu dönemde çocuklara yönelik şiddetin bir anlamda popüler bir tema olduğunu belirtmek gerek. Kadının değişen konumuyla birlikte evi ve çocuklarıyla daha az ilgilenir hale gelmesi muhafazakâr zihniyette (ve elbette bir ölçüde gerçekte de) çocukların savunmasızlaşması anlamına geliyordu. Bu da abartılı korkulara yol açıyordu. Muhafazakârlarla garip bir şekilde uyum içinde olan bir başka çevre de feministlerdi. Onlar da “bastırılmış anılar” mevhumu çerçevesinde, delil yokluğunu delilin ta kendisi sayarak çoğu kadının çocukluğunda babalarının tecavüzüne uğradığını savlamaktaydı. Friedman davasını araştıran detektifler ve yargılayan hakimler o dönemin ve o devletin insanlarıydı.