Yönetmen: Zack Snyder Oyuncular: Gerald Butler, Lena Headey, Vincent Regan Türü: Savaş-Macera-Dram-Aksiyon Ülke: ABD
TARİH: 17 Mart 2007
GAZETE/DERGİ: Birgün
Uygarlıklar savaşı
‘300 Spartalı’ düpedüz faşist bir film. ‘300’ün gişe rekorları kırması, şaşırtıcı değil. Dünyamızın hali budur arkadaşlar: Yurtta faşizm, cihanda faşizm; yurtta militarizm, cihanda militarizm.
300 Spartalı için belki de son yılların en önemli filmi demek mümkün sanırım. Hayır, büyük bir sanat eseri olduğu için değil ama büyük bir fenomen olduğu, olacağı için. 300 Spartalı’ düpedüz faşist bir film. ‘300’ün gişe rekorları kırması, şaşırtıcı değil. Dünyamızın hali budur arkadaşları Yurtta fasizm, cihanda faşizm; yurtta militarizm, cihanda militarizm. Bizde gişe rekorların nasıl ‘Kurtlar Vadisi’ (televizyon ve sinemada) kırıyorsa, dünyada da “300” kırıyor, kıracak.
“300”de kimin iyi kimin kötü olduğu çok belli. Spartalılar, yani Yunanlar, yani Batı uygarlığının, özgürlük ve demokrasi” anlayışının temelinde yer aldığı varsayılan kültürün temsilcileri iyiler; Persler, yani Ortadoğulular, yani “zorbalık ve barbarlık”ın temsilcileri ise kötüler. Bugünün uygarlıklar savaşının aktörleri, 2500 yıl önce bir savaşta karşı karşıya gelmişler ve “300” bu savaşı bir Batı ya da Sparta efsanesi olarak bize sunuyor. Filmin finalinde Sparta kralı Leonidas’ın ölüsünün aynı çarmıha gerilmiş İsa gibi duruyor olması, Hıristiyanlığın gelişini 5 asır önceden müjdeliyor.
Sparta kralı değil, sanki Hitler
Film bize Sparta faşizminin çocuk yetiştirme tarzını anlatmakla başlıyor. Tabii çocuk, yetiştirilmeye layık bir fiziğe sahipse, bu eğitimden geçiyor. Üstün bir Sparta ırkı için, Hitler’in sonradan örnek aldığı gibi, zayıflar, hastalar doğumdan hemen sonra öldürülüyor. Bu kötü bir şey mi? Filme göre değil, çünkü Sparta kralı ve filmin kahramanı Leonidas bu eğitimin sonucunda neyse o, yani mükemmel asker oluyor. Yaşamaya layık bulunan erkek çocuk sıkı bir askeri eğitime giriyor anasının kucağından ayrılır ayrılmaz. Kural: Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir! Çıplak ayakla, karlı ormana salınan çocuk, kurdu öldürürse, yeniden şehre dönecektir… Öldüremezse zaten öldürülmüş demektir. Yani yaşamaya layık değildir.
Leonidas döner ve kral olur. Ama bir gün Persler kapıya dayanır ve Leonidas’tan kralları Zerhas’a (Kserkses ya da Heşayer Şah) biat etmesini isterler. Leonidas Pers elçisini öldürerek ne kadar adaletsiz biri olduğunu gösterir. Ama bu da sanki bir kahramanlıktır: “Burası Sparta, buradan çıkış yok!” der gibidir, Leonidas.
Auschwıtz’i aratmıyor
Sıra kahinlere ne yapılması gerektiğini sormaya gelmiştir ama düşman, kahini de satın almıştır. Bu arada değme dağcının zor ulaşacağı bir yerde hastalıklı rahiplerin nasıl yaşadığı da bir muammadır. Kahinin güzel ve yarı çıplak bir kız oluşu ve ciklet reklamındaki Azra Akın gibi spastik hareketler yapması filmin hoş sürprizlerinden biri.
Leonidas kahinleri dinlemez, karısıyla envai pozisyonda sevişir ve 300 savaşçısını alıp Persleri engellemek için bir geçidin ağzını tutar. Bu savaşçıların hepsi vücut geliştirmeci gibidir ve siyah deri mayolarla yarı çıplaktırlar. Filmin şimdiden gay alemlerinde bir kült statüsüne eriştiğini söylemekte sakınca yok ama ‘300’ aynı zamanda son derece homofobik bir film. Leonidas, Atinalıları Ve bir İranlı’dan çok bir Afrikalı zenci görünümündedir. Oysa Persler bilindiği gibi beyaz bir ırktır ve dilleri de batı dilleriyle aynı ailedendir. Bu arada yetişkin Spartalı savaşçıların kendilerine genç bir erkek sevgili edinmelerinin zorunlu olduğunu, hatta özellikle sodomiye düşkün olduklarının söylendiğini, tarihçiler (mesela Cartledge) iddia ediyor.
Filmin geri kalan kısmı büyük ölçüde 300 kahraman Spartalının, Perslere direnişi etrafında dönüyor. Spartallar, Auschwitz’i aratmayacak ceset yığınları yapıyorlar Perslerden, Wagneryen müzikler eşliğinde. Bütün bu acımasızlık yüceltiliyor. Pers ordusu ise bir sirk gibi, içinde ne ararsan var, ucubeler, devler, filler, gergedanlar… Bir ara Perslerin orijilerinde gördüğümüz kolsuz bacaksız kadınlara ne demeli?
Spartalılar, İspanyol falanjistlerinin “yaşasın ölüm” sloganına benzer bir “güzel ölüm” mevhumuna sahipler. Merakları düşman içinde onlara bu güzel ölümü bahşedecek kalibrede birilerinin olup olmadığı. Ölüm yüceltiliyor, tipik bir faşist sanat öğesi olarak. Spartalılar, Nazilerin “heil, heil, heil” diye bağırmalarına benzer biçimde, “hav, hav, hav” diye böğürüyorlar, komutanları isteyince.
Batı hep iyi, doğu hep kötü
Leonidas tıpkı Bush gibi ağzından düşürmüyor ‘özgürlük’ sözcüğünü. Ama hep bir takım yasalara göre davrandığını iddia ediyor aynı zamanda. “Spartalı geri çekilmez, Spartalı teslim olmaz, Spartalı ne için yetiştirildiyse onu yapar!” Spartalı bir töre insanıdır yani (gerçi elçiyi öldürürken töre möre dinlemez). Filmin finalinde uygarlıklar savaşı iyiden iyiye ilan edilir: Diktatörlüğe ve mistisizme karşı, Batının savaşıdır bu. Ne kadar bugünün söylemine denk düşüyor. Bir yanda İran nükleer silahını hazırlıyor, bir yanda da ABD İran’a saldırı planları yapıyor. 2500 yıl önce Batı uygarlığını Yunanlar kurtarmıştı, şimdi sıra bizde demeye getiriyor film. Bir savaş narası olarak görülebilir 300 Spartalı. Ortadoğuluyu elinden geldiğince aşağılıyor ve Sparta militarizmini yüceltiyor.
‘300 Spartalı’nın yazarı ise ‘Günah Şehri’nden de tanıdığımız Frank Miller. Sepya ağırlıklı renkleri, bol kanlı sahneleri ve saldırgan müziğiyle 300 Spartalı zor katlanılır bir film ama gişe rekorları kıracağı (sadece Amerika’da değil) kesin.
Son sözü Hitler’e bırakalım. Hitler 50. doğum günü olan 20 Nisan 1945’te, sığınağında subaylarına “Leonidas ve 300 Spartalıyı düşünelim” demiş. Hitler, 10 gün sonra da mevlâsına kavuşmuş.