TARİH: 27 Kasım 2010
GAZETE/DERGİ: Birgün
İşaretleri takip et!
Spot: Çağan Irmak’ın yeniden masal dünyasına daldığı, en güler yüzlü ve de en hafif filmi. Irmak her zamanki gibi oyuncularından iyi performanslar almış. ‘Prensesin Uykusu’ iyi bir film ama Irmak’ın en iyileri arasında değil
Shyamalan’ın “İşaretler “diye bir filmi vardı. Hayatta her şeyin bir anlamı vardır tarzında bir new-age felsefesi vardı filmin. “Prensesin Uykusu”nda da gözden kaçmayacak bir şekilde benzer bir yan var. İşaretleri doğru okuyanlar, nihayetinde doğru sonuçlara da ulaşıyorlar ve bu zaten sözlü olarak da sık sık ifade ediliyor. Bu haftanın iki filminin garip benzerlikleri var (diğer film Harry Potter). İki filmin de kahramanları öksüz ve iki filmde de hem fantastik kahramanlar var, hem de iki filmin de bir bölümü animasyondan oluşuyor.
Bu yüzeysel benzerliği bırakıp konusuna geçersek filmin: Aziz bir kütüphanede çalışmaktadır. Bir gün apartmanına bir kadınla küçük kızı taşınırlar. Kısa bir süre sonra kadının terk ettiği eski eşi, evi basar ve çıkan arbedede küçük kız başını çarparak koma benzeri bir derin uykuya dalar. Aziz kızın günlüğünü okur ve kızın en çok arzuladığı şeyleri gerçekleştirmeye karar verir. Bunlardan biri Redd grubuna kıza özel bir konser verdirtmektir. Diğeri de kızın hep otobüs durağında bekler gördüğü yaşlı adamı (Genco Erkal), gitmeyi istediği yere götürmektir. Fakat Yılmaz Atadeniz tarzı filmler (Killing İstanbul’da gibi) çekmiş eski bir yönetmen olan yaşlı adamın gitmek istediği yer öbür dünyadır. Aziz ve arkadaşları küçük kızın isteklerini yerine getirebilecek ve onu hayata döndürebilecekler mi sorusu çerçevesinde olaylar gelişir.
Hayattaki duruşu, sanat anlayışıyla Yılmaz Atadeniz’le tam bir tezat oluşturan Genco Erkal’ı böyle bir rolde oynatmak, dünyanın bütün sanatçıları kardeştir demek gibi bir şey herhalde. Zeki Demirkubuz’un ustası Zeki Ökten’le Atadeniz’i aynılaştırmak da herhalde bu mesajın parçası olsa gerek (bir fotoğrafta Demirkubuz’un emekli yönetmenin asistanlığını yaptığını görüyoruz). Çünkü Ökten’in sinema anlayışının da Atadeniz’inkiyle alakası pek fazla yok. Ya da Irmak sadece şaka yapmış. Atadeniz’i yakinen tanıdığımdan filan değil ama onun yaptığı işleri yapabilmek için biraz fırlama olmak gerektiğini düşünüyorum. Ama filmdeki emekli yönetmenimiz fazlasıyla iyi aile çocuğu. Kısacası Çağan Irmak bu kez ortamı şöyle bir hallaç pamuğu gibi atmak istemiş sanki. Art house/popüler sinema ayrımı yoktur, sanat vardır demek istemiş.
Neyse, sadede gelecek olursak “Prenses” Çağan Irmak’ın yeniden masal dünyasına daldığı, en güler yüzlü ve de en hafif filmi. Irmak her zamanki gibi oyuncularından iyi performanslar almış. “Prensesin Uykusu” iyi bir film ama Irmak’ın en iyileri arasında değil. Aziz’in sabit gülümsemesinin bir cazibesi var ve akılda kalıyor. Ama yine de karakterin akılda kalması için daha fazla şeye gerek var.