TARİH: Mayıs 2008
GAZETE/DERGİ: Birgün
Iron Man’in ABD’nin Ortadoğu’daki rolüne dair söyledikleri “onlar pis, işkenceci kötü adamlar, biz iyi adamlarız”dan ibaret. Bu konuda artık denecek ne kaldı ki?
Iron Man kendisini çok ciddiye almıyor gibi duruyor ve hakkında söylenebilecek en iyi şey de bu. Ama Iron Man’i ironisinden arındırırsak, karşımıza insanlığı kurtaran bir kapitalist çıkıyor. Bu arada herkes İngilizce bilmek zorunda değil, ‘iron man’ ‘demir adam’ demek.
Bir Marvel çizgi romanından uyarlanmış film. İlk demir adam karakterinin tarih sahnesine çıkışı 1963. O zamanlar Vietnam Savaşı varmış ve demir adam komünistlerle savaşıyormuş. Kimse Vietnam Savaşı’nı Amerika’nın yaptığı hayır işleri arasında saymıyor bugün, Amerikalılar bile. Bugün de Afganistan ve Irak’ta hayırsız işler yapıyor ABD ama henüz savaş sürüyor ve propaganda filmlerine ihtiyacı var Amerika’nın. Bu işi en iyi blockbuster denilen ‘Transformers’, ‘Zorro’ filan gibi filmler beceriyor. Bu türden bir film olan Iron Man’in de nihai işlevi propaganda.
SADDAM HÜSEYİN’İ ANMADAN GEÇMEYELİM
Tony Stark (Robert Downey Jr.) büyük bir silah şirketinin babadan kalma mirasçısı ve yöneticisi. Mirasyedi olmasına rağmen, işine son derece hâkim, hatta yeni silahları bizzat kendisi geliştiriyor ve pazarlıyor. Afganistan’da misket bombası gibi işleyen bir füzeyi pazarlama yolculuğunda, Taliban ya da El Kaide benzer bir örgütün eline geçiyor. Arapça konuştuğunu duyuyoruz teröristlerin. Ama tabii ki çok salak bu teröristler. Son teknoloji ürünü füzesini bir mağarada üretmesini istiyorlar Stark’tan. Stark iptidai aletlerle başka bir şey üretiyor ama. Sürekli kamera gözetiminde olmasına rağmen teröristleri kandırıyor ve füze yerine kendisini demir adama dönüştürecek olan robocop benzeri kıyafetini hazırlıyor.
Bu arada kötü adamların kendi firmasının ürettiği silahları masum halka karşı kullandığını görüyor. Stark kurtulunca silah üretmeye son vereceğini söylüyor ama bu şirketin ikinci güçlü adamı olan Obiah’ın (Jeff Bridges) hiç hoşuna gitmiyor. Peki Stark ne yapıyor? Kendisini nihai silaha dönüştürecek yeni bir robocop giysisi hazırlıyor. Yani bütün silahlara son verecek silahların anasını yapıyor, Saddam Hüseyin’i anacak olursak.
‘AYAK’ VE ‘KAFA’ DİYE AYIRAN İDEOLOJİ
Film her şeyiyle gerici, maço, ırkçı klişeleri yeniden üretiyor. Filmde iki tür kadın var mesela: Türlerden biri kaltak türü. Bunlar bazen car car konuşurlar ama Stark karşılarına çıkınca derhal donlarını indirirler. Diğer makul tür ise köle İsaura türü ki onu da Stark’ın sekreteri Pepper (Gwyneth Paltrow) temsil ediyor. Pepper, yani biber, bir baharat kız ama ‘girl power’ın yani kız gücünün değil, güçsüzlüğünün timsali. Hem sınıfsal olarak hem de kadın olarak Stark’ın altında.
Film sırasında Brecht’in meşhur şiiri ‘Okumuş Bir İşçi Soruyor’u hatırlamamak da mümkün değil. Film Stark’ın şahsiyetinde her şeyi kendisi yapan bir kapitalist portresi çiziyor. İcat ediyor, imal ediyor, satıyor, kullanıyor. Zaten film boyunca hep “benim ürettiğim silah” tarzı cümleler kuruyor Stark ve filmin öyküsü de bu bireyselliği doğruluyor. Brecht’in şiiri tam da bu bakış açısını sorgular, kahramanlara “yanında bir kişi bile yok muydu be adam?” der.
Bu elbette bir ideolojik bakış açısının ürünü: İnsanları ayaklar ve kafalar diye ayıran, ayakları hiçbir şey kafaları her şey gören, gösteren bir ideolojinin…
Filmin ABD’nin Ortadoğu’daki rolüne dair söyledikleri ise “onlar pis, işkenceci kötü adamlar, biz iyi adamlarız”dan ibaret. Bu konuda artık denecek ne kaldı ki? Kötülerin Amerika içinde işbirlikçilerinin olması herhalde devrimci bir bakış açısı olarak görülmeyecektir.
Okumuş Bir İşçi Soruyor
Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,
kim yapmış Babil’i her seferinde?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen Lima’nın?
Ne oldular dersin duvarcılar
Çin Seddi bitince?
Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok!
Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler?
Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
Yok muydu saraylardan başka oturacak yer
dillere destan olmuş koca Bizans’ta?
Atlantik’te, o masallar ülkesinde bile,
boğulurken insanlar
uluyan denizde bir gece yarısı,
bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.
Hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz İskender?
Tek başına mı aldıydı orayı?
Nasıl yendiydi Galyalılar’ı Sezar?
E bir aşçı olsun yok muydu yanında?
İspanyalı Filip ağladı derler
batınca tekmil filosu.
Ondan başkası ağlamadı mı?
Yediyıl Savaşı’nı 2. Frederik kazanmış?
Yok muydu ondan başka kazanan?
Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı.
Ama pişiren kim zafer aşını?
Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam.
ama ödeyen kimler harcanan paraları?
İşte bir sürü olay sana
Ve bir sürü soru.
Bertolt Brecht