TARİH: 3 Mart 2006
GAZETE/DERGİ: Birgün
Haneke’den ırkçılık eleştirisi
‘Saklı’ açılış planından itibaren seyircinin ayaklarının altından halıyı çekiyor. Filmde eve gelen bilinmeyen video kasetler ve telefonlar nedeniyle ailesini ve kendisini tehdit altında hisseden Georges’ın gerilimine tanık oluyoruz.
Orijinal Adı: Cache Yönetmen: Michael Haneke Oyuncular: Daniel Auteuil, Juliette Binoche, Maurice Bénichou, Annie Gitardot Türü: Gerilim – Dram Ülke: Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya
Seyirciyi oturduğu koltukta rahat bırakmayan yönetmenlerin başında geliyor Haneke. Kendi sözleriyle seyirciyi “tecavüz ederek özerkleştiriyor ve farkındalaştırıyor”. Tabii ki kendine böyle bir rol biçmek sorgulanmalı ve sorgulanıyor da; Haneke’yi bu otoriter, tepeden bakan rolünden dolayı faşistlikle suçlayanlar da oldu. Wim Wenders’in “Ölümcül Oyunlar”ı yarısında bırakıp öfkeyle sinemayı terk edişi hala hatırlarda. Yani, bir tek Haneke özerk ve farkında da biz değil miyiz? Ayrıca zorla özerkleştirilmeyi kim ister? Çok farklı yerlerden baksalar da Bush’un özgürleştirme söylemine benzemiyor mu bu tavır? Ama Haneke’nin tecavüzünü meşrulaştıracak nedenleri var; o şiddete duyarsızlaşmış, hatta keyifle izler hale gelmiş, kendisini ve sinemayı sorgulamayan seyirciyi düşünmeye çağırmak istiyor. Söz konusu seyirci dünyanın her yerinde olabilir ama yine de belirgin özellikleri var: Avrupalı ve burjuva, tıpkı Haneke’nin kendisi gibi.
“Saklı” açılış planından itibaren seyircinin ayaklarının altından halıyı çekiyor. Bir sokağı izliyoruz uzun uzadıya önce. Seyrettiğimiz planın bir video kaydı olduğunu öğrendiğimizde kimin bakış açısını izlediğimiz konusunda kafamız karışıyor. Film bu tavrını sonuna kadar sürdürüyor. “Saklı” bir kameranın varlığı her an kendisini hissettiriyor ve bu kamerayı kimin yerleştirdiği hiçbir zaman açığa çıkmıyor. Ama tabii ki bunun basit bir cevabı da var. Kamerayı yerleştiren Haneke’nin kendisi!
Söz konusu video kaseti kapılarının önünde bulduğunu öğreniyoruz Georges (Daniel Auteuil) ve Anne Laurent (Juliette Binoche) çiftinin (Georges ve Anne isimleri bir uyarlama olan “Piyanist” dışında bütün Haneke filmlerinde karşımıza çıkıyor). Kasetler gelmeye devam ediyor; yanlarında bir çocuğun çizeceği basitlikte ama korkutucu içerikli resimlerle birlikte. Bu resimlerde ağzından kan akan ya da boğazı kesilen bir çocuk ve kafası kesilen bir horozun tasvirleri var. Georges’un bastırdığı anıları bu resimlerle geri dönüyor. Babasının çiftliğinde çalışan Cezayirli bir çift, Fransa’nın politikalarını protesto mitinginde polis tarafından Seine nehrine dökülen yüzlerce başka protestocuyla birlikte öldürülmüştür. Fransa’nın bugüne kadar hesaplaşmadığı, suçunu kabullenmediği günahlarından biridir bu. Batılı refah devletlerinin ve o refah içinde yaşayan bireylerinin kendilerini sütten çıkmış ak kaşık gibi görmeyi sürdürdükleri de, Laurent’ların televizyonlarından yansıyan savaş görüntülerine duyarsızlıklarıyla ima ediyor. Seine Nehri’nde boğulan çiftin çocukları Majid’in (Maurice Benichou) evlat edinilmesi düşünülür önce ama o sıralarda 6 yaşında olan Georges’ın iftiraları sonucunda Majid yetimhaneye gönderilir ve konu unutulur. İşte Georges’un hemen aklına gelen bu anılarıdır ve kasetler kapısı gösterilen bir eve gider. Majid gerçekten de burada yaşıyor. Aynı yaşlardaki iki adam arasındaki fark çarpıcıdır. Biri yoksul ve bitk, diğeri ise şık ve saldırgandır. Georges yaptıklarından dolayı hiç pişman değildir aksine Majid’i tehdit eder
Haneke politik düzlemde Bartının üçüncü dünya karşısındaki tavrını sergilerken, bireysel düzlemde de ortalama burjuvanın sorumluluklarından kaçışını ve suçlarının üzerine yatışını anlatıyor. Refahtan pay alması engellenen ve Batılıyla savaşacak gücü de olmayan üçüncü dünyalıya kalan tek seçeneğin bir tür intihar eylemcisi olmak olduğunu söylüyor. Bir yandan da sevincinin kendini olayların akışına bırakmasına izin vermeyerek onu a aktif bir düşünme sürecine çağırğyor. Ama bunun istenen etkiyi yarar dan çok da emin değilim. Aslında cevabı olmayan video kasetleri” kim koydu sorusuyla yani klasik bir gerilim filmindeki suçlu kim sorusuyla uğraşıyor seyirci. Bu sorunun suçlunun aslında belki de kendisi olduğu gibi bir cevaba götüreceği bana fazla iyimserce gibi geliyor. “Saklı’yı izlemek gerek. Sorumlu ve farklı bir sinemanın iyi örneklerinden biri olan bu filmi yönetmeninin soğuk ve tepeden bakan tavrına rağmen kaçırmayın.